|
Çocukluğumun geçtiği köy, o yaşlarda benim için sadece bir köydü ve başka köylerden farkı, evimizin burada bulunmasıydı. Hiç kuşkusuz evimizin, çok eskiden yapılmış olması, sekiz kardeş olan babamların çocukluklarının burada geçmiş olması gibi merak uyandırıcı yanları vardı. O zaman başkalarının anıları benim için bir tarih gibiydi. Bu tarihin de kesin olarak bilinen bir başlangıcı vardı ve Batumdan göç gelinen tarihle başlıyordu. Oysa köyün eskiye ait bir tarihi de olmalıydı. Ne var ki bilinen kısmı bile pek anlatılmazdı bu eski tarihin. Ama trajik yanını fark etmek mümkündü gene de. Birileri göç etmek zorunda kalmış, evlerini bırakıp gitmişlerdi. Bizim dedelerimiz de yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalmış; bu köye gelmiş ve buradaki terk edilmiş evlere, topraklara yerleşmişlerdi. Bizim köyden gidenler de gittikleri yerlerde, topraklarını terk etmek zorunda kalmış ailelerin evlerine yerleşmiş olmalıydılar. Trajedi yer değiştirmişti adeta.
Bu yılın Temmuz ayında, bu çifte trajedinin yaşandığı, çocukluğumun geçtiği köyü dereleri, tepeleri, ağaçları, değirmeni ve yollarıyla yeniden gördüm. Köyde, çocukluğumun özel bitkisi ğomiyi hâlâ ekenlerin olacağını hiç düşünmemiştim.
Çocukluğumun geçtiği köy, o yaşlarda benim için sadece bir köydü ve başka köylerden farkı, evimizin burada bulunmasıydı. Hiç kuşkusuz evimizin, çok eskiden yapılmış olması, sekiz kardeş olan babamların çocukluklarının burada geçmiş olması gibi merak uyandırıcı yanları vardı. O zaman başkalarının anıları benim için bir tarih gibiydi. Bu tarihin de kesin olarak bilinen bir başlangıcı vardı ve Batum dan göç gelinen tarihle başlıyordu. Oysa köyün eskiye ait bir tarihi de olmalıydı. Ne var ki bilinen kısmı bile pek anlatılmazdı bu eski tarihin. Ama trajik yanını fark etmek mümkündü gene de. Birileri göç etmek zorunda kalmış, evlerini bırakıp gitmişlerdi. Bizim dedelerimiz de yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalmış; bu köye gelmiş ve buradaki terk edilmiş evlere, topraklara yerleşmişlerdi. Bizim köyden gidenler de gittikleri yerlerde, topraklarını terk etmek zorunda kalmış ailelerin evlerine yerleşmiş olmalıydılar. Trajedi yer değiştirmişti adeta.
Bu yılın Temmuz ayında, bu çifte trajedinin yaşandığı, çocukluğumun geçtiği köyü dereleri, tepeleri, ağaçları, değirmeni ve yollarıyla yeniden gördüm. Köyde, çocukluğumun özel bitkisi ğomiyi hâlâ ekenlerin olacağını hiç düşünmemiştim. Bu ziyaretimde mezarlığı daha dikkatlice dolaştım; taşların altında ve üzerinde tarih arayarak Göç gelenlerin içinde en yaşlı kişi olan büyük dedenin, Eminin mezarı, bütün mezarlar arasında anıtmezar gibi duruyordu. Mezarda eskiye ait gibi görüne hiçbir yazıt yoktu. Adının Osmanlıca kazıldığı yazı ise mezar taşına sonradan yazılmış olmalı. Bu arada elime geçen ilçe nüfus kayıtlarında ailenin ilk kişisi olarak Eminin değil de Küçük Ağa lakabıyla bilinen Alinin adının yazılı olması dikkatimi çekti. Küçük Ağa, Eminin oğlu ve 1849 yılında Batumda doğmuş. Annesinin adı Safirre imiş. Safirre den sonra aileden hiçbir kadına bu ad verilmemiş.
Göçten sonra köyde artan nüfusa bağlı olarak ormanların açılıp tarlalara dönüştürülmesi sonucunda yaşam alanları bozulan yabandomuzlarının, dağkeçilerinin, geyiklerin çekip gitmiş olmaları çocukluğumun öyküleri arasında yer alıyordu. Şimdi ise durum tersine dönmüş; köyün nüfusu iyice azalmış, eskiden açılmış tarlalar yeniden ormana dönüşmüş. Bizim köyü ve çevresindeki ormanları terk etmek zorunda kalan yabandomuzları ve geyikler, yeniden eski evlerine dönmeye başlamışlar. İnsanların değil ama yabani hayvanların trajedileri son bulmuş sanki.
Şimdi bizler önce buralardaki köylerimize dönmeli, hiç değilse yabandomuzları ve geyiklerle helalleşmeli, sonra dedelerimizin terk ettiği köylerin yolunu mu tutmalıyız acaba? Belki de...
Fahrettin Çiloğlu
|