|
`Yabancı gökyüzü altında` deyişi, sevdiğim deyişlerden biridir. Beni ve bizi iyi anlattığını düşünürüm her şeyden önce. Bu deyiş benim için bir duygu farklılaşmasını ifade eder, mekândan çok. Ne olduğumuz değil ne olmadığımız, ne hissettiğimiz değil ne hissetmediğimiz öne çıkar bu duygu halinde...Kalabalıklar içinde olabilir, o kalabalığın bir parçası görünebiliriz, ama o kalabalık bizim yabancı gökyüzü altındaki duvarımızı aşamaz, öteye geçemez ve bizi kendinden bir parça yapamaz. Görünürde duvarın beri yanındayızdır, kalabalıklar içinde, ama görünmeyen dünyamız duvarın ötesinde durur, yabancı gökyüzü altında. `Yabancı gökyüzü altında` deyişi, biraz hileli bir deyiştir de; her nerede bulunursak bulunalım, bizi değil üstümüzdeki gökyüzü örtüsünü yabancı olarak görür ve gösterir. Oysa yabancı olan içimizdeki dünyalardan biridir, üstelik o dünya biraz öteki, biraz bizden uzak bir dünyadır.
Yabancı gökyüzü altında şarkılarımızı farklı söyleriz, insanlığın en yakıcı sesi bu gökyüzü altından yayılır yeryüzüne. Ninnilerimiz de farklıdır şarkılarımız gibi, şarkılarımız hiçbir şey istemeden gelir ve hiçbir şey istemeden giderler. Yabancı gökyüzü altında, mutlak bir inziva içindeyizdir, kalabalıklar içinde bir başına yaşamayı biliriz, en kalabalık halde yaşamayı bildiğimiz gibi. Biraz, yabancısı olduğumuz hayatları yeniden yaşar gibiyizdir yabancı gökyüzü altında, yabancı hayatlar bizi fark etmese de.
Yabancı gökyüzü altında aşklarımız, düşlerimiz de farklıdır. Neredeyse artık yabancısı olduğumuz adları büyük bir aşkla veririz çocuklarımıza, içimizin derinliklerinde kalmıştır çünkü o adlar. Çocukluk aşkımızı aramamız, sadece çocukluk aşkımız olduğu için değildir, kalabalıkların dışında birine duyduğumuz özlemdir aynı zamanda. Bir tür hayatı kavrama biçimidir her konudaki şahane ölçüsüzlüğümüz. Ve bu şahane ölçüsüzlüğümüzle, çocukluk aşkımızın üstesinden gelmeyi değil, o kalabalıklar dışındaki aşkı yeniden elde etmeyi yeğleriz. Aksi haller bizim mahcubiyetimiz olur.
Yabancı gökyüzü altında nerede bir köy görsek, kendi köyümüz sanırız, oysa kendi köyümüz de aynı yabancı gökyüzü altındadır. O yabancı gökyüzü altındaki otu, dağı, suyu, köpeği ve insanı, bir başka aşkla severiz... Üstümüzdeki bulut bir başka, altımızdaki bulut bir başka bulut oluverir. Beğendiklerimiz ya da beğenmediklerimiz, aradıklarımız ya da yitirdiklerimiz, neye benzediğimiz ya da benzemediğimiz o bulutlar arasında karşılar bizi, bir şairi karşılar gibi
Yabancı gökyüzü altında her şey yabancı gibidir bize, ama hiçbir şeye yabancı değilizdir biz. Hiçbir şey istemeden gelir, hiçbir şey istemeden gideriz bu gökyüzü altından, çocukluk aşklarımızı yanımıza alarak...
Fahrettin Çiloğlu
|